Adrasan tekne turu

Kategori: Kültür turları

Antalya

Antalya ve çevresinde birçok antik şehir yer alır. Antalya yolu üzerindeki Aspendos, Perge ve Side bunlardan bazılarıdır. Bu tarihi yerlerden başka Antalya sahil ve plajlarıyla da bilinir. Konyaaltı, Karpuzkaldıran ve Lara sahilleri ünlüdür. Antalya ayrıca şelaleler şehri olarak da ün yapmıştır. Düden, Manavgat ve Kurşunlu Şelaleleri, yerli ve yabancı binlerce turistin uğrak yerleri arasında yer alır. Yayla ve kış sporlarının yapıldığı Beydağları ve Saklıkent ise şehrin birer doğal güzellikleridir.

Antalya’da büyük miktarda Sur, kilise, cami, medrese, mescit, han ve hamam vardır. Kaleiçi surlarının çepeçevre sarıp kucakladığı yat limanı (Marina) şehrin en eski yerleşim birimidir. Antalya’nın simgesi olan Kaleiçi’nde Yivli Minare, Kesik Minare Saat Kulesi ve tarihi evleri bulunur .

Antalya’da Türkiye’nin 3 Doğal Şelalesi bulunmaktadır bunlar:

M.S. 1207 yılında Selçuklu Hükümdarı Gıyaseddin I. Keyhüsrev‘in bu bölgeyi ele geçirmesiyle Antalya’da Müslüman Türk kültür dönemi başlar. Günümüze kadar kalan camiler, medreseler ve kütüphaneler bu dönemdeki eğitim ve kültür faaliyetlerinin eseridir. Antalya’da gerek Selçuklular, gerekse Osmanlılar döneminde merkez ve ilçelere 60’dan fazla medresenin bulunduğu bilinir. Bugün pek çoğu harap olmuş bu yapıların içinde 1250 yılında Sleçuklu Veziri Karatay tarafından yaptırılan medreseyle, Elmalı’daki Osmanlılar döneminde Ömer Paşa tarafından yaptırılan medrese, sağlam olarak kalmıştır. Bugün Akdeniz bölgesinin batısında, Klasik Çağ’da “Pamfilya (Pamphylia) adı ile anılan yörede, Köprüsuyu (Eurymedon) Çayı’nın batı kıyısında ve Antalya ilinin 48 kilometre doğusuna düşen, bugün Balkız Köyü’nün yerinde kurulan önemli bir klasik kenti olan Aspendos (Espendüs: Belkis Harabeleri), klasik çağ kenti idi. Karain Mağarası paleolitik,mezeolitik, neolitik ve Roma kültür tabakalarını vermekte, Türkiye’de en sürekli yerleşme yeri olarak kabul edilmektedir. M.Ö. VIII- VII yüzyıllarda Yunanistan’dan Doğu yönüne gelişen göçte, Yunanlılar Pamfilya’ya gelerek, Pere, Aspendo, Side, Silyon gibi şehirleri kurmuşlardır. Buralarda yapılan arkeolojik araştırma ve kazılar sonucu, agora, ana caddeler, gymnasion, hamam, kapılar, mezarlıklar, çeşme, stdion, surlar, su yolları, tapınak, tiyatro ve bazilika kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı dönemi eserleri arasında en önemli yeri, bölgenin en tanınmış eseri olan “Yivli Minare Külliyesi’dir. Antalya’daki Selçuklu hanlarını üç bölüme ayırmak mümkündür. Birincisi Konya- Beyşehir- Eğridir- Isparta üzerindeki hanlar. Burdur ile sınırları içinde bulunan Susuz Han’dan sonra, bu yol üzerinde bulunan ve Antalya il sınırları içinde yer alan Kırgöz ve Evdir hanları vardı. İkinci bölümde Konya- Beyşehir- Seydişehir üzerinden sahile inen yol üzerindeki Eynif Ovası’nda yer alan Tol Hanı bulunur. Üçüncü bölümde ise Antalya’dan başlayarak Adana’ya kadar uzanan sahil yolu üzerinde bulunan hanlar yer alır. Antalya il sınırları içinde Pazarcık, Kargı, Alara Şarapsa hanları vardır. Alara Hanı (H. 629) Sultan Alaaddin Keykubat; Evdir Hanı, I.İzzeddin Keykavus (1210-1219) Kırgız Hanı, Burdur- Antalya yolu üzerinde Keykubat oğlu Keyhüsrev (H. 644); Şarapsa Hanı, II.Gıyaseddin Keyhüsrev (H. 1236-1246) tarafından yaptırılmıştır. Antalya’da, Selçuklu Dönemi eserlerini içinde bulunduran yapı topluluğu şunlardır: Çok Kubbeli Ulu Camii ( 1219-1236) , Ulu Camii Medresesi (XIII. yüzyıl), Atabay Armağan Medresesi (1236), Mevlevihane ( XVIII. yüzyıl) Zincir Kıran Mehmed Bey Türbesi (1377) , Nigar Hanım Türbesi ve Yivli Minare Hamamı’dır. Medrese olarak Karatay Medresesi, Selçuklu Veziri Abdullah Oğlu Emir Celaleddin Karatay tarafından 1250 yılında yapılmış olup halen Karadayı Sokağı’ndadır. Mescit ve türbeler olarak Selçuklu dönemi eserleri şunlardır. Ahi Yusuf Mescidi ve Türbesi (1249), Şeyh Şücaceddin Türbesi (1238)

 

Osmanlı dönemi yapıları şunlardır: Muratpaşa Mahallesi’nde yen alan XVI. yüzyıla ait Balıbey Camii (Hesapçı Sokağı’nda, esası V. yüzyılda yapılmış, bir kiliseden dönüştürülmüş; II. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut’un Antalya Valiliği sırasında verdiği emirle batısına bir minare eklemek suretiyle meydana getirilmiştir. 1470-1509) , mimarı ve kesin tarihi bilinmeyen İskele Camii, Kuyucu Murat Paşa tarafından yaptırılan Kuyucu Murat Paşa Camii (1570), XVII. yüzyılda yapıldığı öne sürülen Tekeli Mahmutpaşa Camii, Varsaklı Camii.

Antalya da turizmin gelişmesi ile birlikte Kundu, Boğazkent Beldibi Belek ve Adrasan Turizm bölgeleri açılmıştır. Antalya ya yazın önemli miktarda turist akın etmektedir.

devamını oku »

Arykanda (Arif, Aykırçay)

Arykanda harabeleri Elmalı – Finike karayolu üzerinde Finike’den 30 km uzaklıktaki Arif Köyü’nün Aykırıçay Mahallesi yakınındadır.

Bu şehri biz Anna ismiyle M.Ö. 2. bin yılında bir Anadolu kenti olarak biliyoruz. Ancak ele geçen eserlerden Arykanda’nın varlığını, M.Ö. V. yüzyıla kadar çıkarabiliyoruz. Yerli bir şehir ismi olan Arykanda’nın diğer Lykia şehirleri gibi M.Ö. V. yüzyılda Pers egemenliği altında olduğunu, daha sonra M.Ö. 333’de İskender’in O’nun ölümüyle de Ptolemaiosların, ondan sonra da Seleukosların eline geçtiğini görüyoruz. Apameia Antlaşması’ndan sonra da Rodos’a bağlanan şehir, bir müddet sonra diğer Lykia şehirleri ile birlikte Rodos’un egemenliğinden çıkmıştır. Bu sırada serbest kalan Lykia şehirleri Lykia Birliği’ni kurmuşlar, Arykanda da bu birliğe girerek sikke bastırmıştır. Bu durum M.S. 43’de Claudius’un Lykia Birliği’ne son vermesine kadar sürmüş, Arykanda da bu tarihten sonra Roma’ya bağlanmıştır. Bizans dönemini de yaşayan şehrin o dönemde adı Akalanda olmuş, şehir M.S. IX. yüzyıla kadar yaşantısını sürdürebilmiş, bu asırdan sonra karayolunun güneyine taşınmıştır.

Bu nedenledir ki Arykanda harabeleri geniş bir alana yayılmış olan Aykırıçay kaynağından başlayarak Şahinkaya dibine kadar gelmekte, burada teraslar üzerinde yoğunluk kazanmaktadır. Şahinkaya dibindeki bu terasların en üstünde, tek taraflı oturma yerine sahip normal ölçülerin yarı büyüklüğünde bir stadion bulunmaktadır. Stadionun oturma sıraları arkasında nişler ortaya çıkarılmıştır. Stadionun ortasında bulunan ve bir merdivenle inilen aşağı terasta Arykanda’nın çok iyi korunabilmiş tiyatrosu vardır. Oturma yerleri tabii meyile oturtulmuş, küçük fakat sağlam olarak günümüze gelebilmiş tiyatro, Grek plân tipli olup, Roma Devri’nde, inşa edilmiştir. Yirmi oturma sırasından en üssteki iki sıranın kenar silmelerinde Grekçe kitabeler bulunmaktadır. Tiyatronun altındaki terasta şehrin odeionu vardır. Prof. Dr. Cevdet Bayburtluoğlu’nun kazısını yaptığı Arykanda harabelerinde her yıl yeni eserler gün ışığına çıkarılmaktadır.

Tiyatro ve agoranın batısında, yukarı terasta, bouleuterion kalıntıları yer alır. Belediye sarayı olarak bildiğimiz bu yapının oturma yerleri tabii kayaya oyulmuştur. Bouleuterionun önünde uzun bir stoa, stoanın önünde ise sarnıç bulunmaktadır.

Bouleterion ile agora arasında küçük hamam yıkıları ve çeşme kalıntısı bulunur. Agoranın aşağısında büyük bir hamamın kalıntıları görülmektedir. İkinci katına kadar ayakta kalabilmiş bu hamamın doğusundaki bölmeler manzaralık olarak kullanılmıştır. Hamamın yanında gymnasion, batısında ise yazıtlı ev yer alır.

Hamamın üstündeki teraslarda Arykanda’nın doğu nekropolü vardır. Batı nekropolü ise şehrin batısındaki yarlardan başlayıp, Aykırıçay kaynağına kadar uzanan sahayı kaplar.

Arykanda’da çok az kaya mezarına rastlanır. Bunların çoğu Aykırıçay yakınındadır. Burada, bu kaya mezarlarından başka kayanın yüzüne oyulmuş su yolları da ilginç bir görünüm arz eder. Arykanda’da Başgöz kaynağından su temin edildiği anlaşılmaktadır. Su yolları gymnasionun batısında iki büyük sarnıça bağlanmıştır. Dağların tepesindeki bu harabe olağanüstü bir manzaraya sahiptir.

Bu sayfanın hazırlanmasında İlhan AKŞİT’in “Işık Ülkesi LYKİA” kitabından yararlanılmıştır.

devamını oku »

Kalamaki (Kalkan)

Kaş’a bağlı olan Kalkan, içinde tarihi eserlerin bulunmamasına rağmen turizm açısından aranan bir merkezdir. Kaş – Fethiye yolu üzerinde yer alan eski adı “Kalamaki” olan Kalkan, Kaş’a 25 km uzaklıktadır. 1922’deki mübadelede burada bulunan halkın bir kısmı Yunanistan’a, bir kısmı da Avusturalya’ya gitmiştir. Yunanistan’a gidenler Atina yakınında “Kalamaki” adlı köyü kurarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Bunların çocukları vatan hasretini gidermek için zaman zaman Kalkan’a gelip ziyarette bulunmaktadır. Yakın zamana kadar sabunculuk ve zeytinyağı ile geçimini sağlayan Kalkan tertemiz pansiyon ve otelleri ile lezzetli ürünler sunan lokantalarının yanında yakın zamanda yapılan yat limanı ile de mavi yolcuların uğrak yeri haline gelmiştir. Dik bir burun gibi denize uzanan yedi burnu geçen tekneler emin liman olan Kalkan’a sığınırlar. Burada bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri gibi yakında bulunan Patara, Letoon ve Xanthos gibi Lykia’nın üç önemli kentini de bir günde gezme olanağı bulabilirler.

Kalkan’da konaklayan turistler ilçeye 6 km uzaklıkta bulunan Kaputaş Mağarası’na da ziyaret edebilirler. 50 m uzunluğunda, 40 m genişliğinde, 15 m yüksekliğindeki mağaraya girdiğimizde güneş ışınlarının yansıması ile oluşan yeşil ve mavi renklerin bütün tonlarını kapsayan olağanüstü güzellikteki görünüm oldukça etkileyicidir. Mağaranın içi sandalla dolaşılacak büyüklükte olup, yakınında bulunan Kaputaş Plajı da mavi suları ile yüzmek için ideal bir yerdir.

Çok sayıda güvercini barındırması nedeniyle Güvercinlik deniz mağarası denilen mağara, Kalkan’a 2 km uzaklıkta, İnce Burun’un arkasındadır. Küçük ve dar ağızlı Güvercinlik İni Deniz Mağarası da Güvercinlik mağarasına 100 metre uzaklıktadır. Kalkan’a bağlı Bezirgan Köyü’nün sahilindeki İnbaş mağarasının yanına kadar yol gitmektedir. Ilık kış günleri, hele hele doyumsuz ilkbaharda mor ve kırmızı renklerdeki begonvillerin süslediği ve son yıllarda onarılarak pansiyon ve lokanta haline getirilen sevimli beyaz badanalı yapılar ile Kalkan iyi bir dinlenme yeridir.

Kalkan’dan yakın yarlere gezilerde yapılabilir. Örneğin hemen Kalkan’ın üzerinde olan Bezirgan yaylası iyi bir yürüyüş yeridir. Yeşillikler içindeki Bezirgan Köyü’nün yukarısındaki tepelerde Pirha adında bir antik şehrin kalıntısı görülür. Köyden 15 dakikalık bir yürüyüşle denizden 850 m yükseklikteki harabe yerine ulaşılır. Dağın yamacı birçok kaya mezarı ile doludur. Lahitler ise dağınık bir şekilde görülür. Bezirgan Köyü ile İslamlar Köyü sınırlarındaki Göldağ mevkiinde birbiri ile bağlantılı muntazam işlemeli kaya mezarları bulunmaktadır. Gömbe’ye giderken Bezirgan Köyü çıkışında, bir çınarın karşısındaki kayaya oyulmuş Lykia ev tipi mezarın içi ve dışı kabartmalarla süslenmiş olup bugün maalesef kırık durumdadır.

 

Bu sayfanın hazırlanmasında İlhan AKŞİT’in “Işık Ülkesi LYKİA” kitabından yararlanılmıştır.

devamını oku »

Antiphellos (Kaş)

Şehir Orta Lykia’daki eski Antiphellos kentinin üzerinde kurulduğundan günümüze kadar gelen pek fazla kalıntı yoktur.

Kaş’ta buluşmuş olan iki dilli bir yazıttan, Kaş’ın altındaki kentin Antiphellos olduğu kesin olarak anlaşılmıştır. Ancak Kaş’ın daha eski ismi Habesos’dur.

M.Ö. IV. yy.’da Antiphellos çok küçük bir yerleşim yeri olup biraz yukarısında bulunan Phellos’un limanı idi. Ancak Hellenistik döneme girilirken Phellos gerilemiş, Antipellos ise gelişerek daha ön plana çıkmıştır. Bu durum Roma döneminde de devam etmiş, şehir bölge ormanlarından elde edilen sedir ağacı ticareti ve süngercilik sayesinde gelişerek Phellos’un limanı durumundan çıkmış ve kendine yeten zengin bir şehir durumuna gelmiştir.

Şehirde akropöl olarak nitelenen yükseltinin Meis Adası’na bakan yüzünde muntazam sur kalıntıları görülür. Ancak bu sur kalıntılarının kuzey ve batı yönlerinden günümüze bir şey gelememiştir. Deniz kenarındaki sur kalıntıları da bugün görülebilir. Şehrin batı kısmında kalan Çukurbağ Yarımadası’na giden yolun sağında Antiphellos’un denize bakan tiyatrosu oldukça sağlamdır.

Kaş’ın en önemli anıtı Uzun Çarşı Caddesi üzerinde, halıcı dükkânlarının arasında karşımıza çıkan ve tek bloktan oluşan bir lahiddir. Günümüze sağlam bir şekilde gelebilen lahdin üzerindeki sekiz satırlık Lykia dilindeki yazı okunamadığı için lahdin kime ait olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle de halk ona Kral Lahdi adını yakıştırmıştır.

Meyis Adası’na en yakın noktayı oluşturan Kaş tarihi eserler yanında tam bir doğa cennetidir. Çukurbağ Yarımadası bir dil gibi denize uzanmakta, yarımada üzerinde yeni yapılmış modern oteller yarımadayı süslemektedir. Yarımada aynı zamanda güzel manzarasıyla 3km.’lik iyi bir yürüyüş parkurudur. Kaş’ın içinde Büyük Çakıl, Küçük Çakıl ve Akçagerme gibi plajlar tertemiz sularıyla dinlenebileceğiniz seçkin yerlerdir. Ayrıca kayıkla Çayağzı Plajı’na da gidilebilir. Kaş’ın etrafında yer alan 6 adet mağaradan Kaş’a 18 km. uzaklıktaki Mavi Mağara, Aşırlı Adası Deniz Mağarası, güvercinleri ile ünlü Güvercinlik Mağarası en ünlü olanlardır. Bu arada Kaputaş Plajı da bir dünya harikasıdır.

Kaş zengin tarihi yanında gün geçtikçe daha çok rağbet gören trekking, dağcılık, rafting gibi doğa etkinlikleri içinde sayısız olanaklar vermektedir. Doğa ile başbaşa olmak isteyenler için Gömbe’deki Yeşilgöl ve Uçansu Şelalesi iyi bir seçenek oluşturmaktadır. Akdağ’ın dibinde bulunan Gömbe, Kaş’tan 70 km uzaklıktadır. Akdağ ise Batı Torosların Kızlar sivrisinden sonra en yüksek zirvesidir. Burada bulunan küçük goller de doğanın büyüleyici parçalarıdır. Gömbe’de Komba antik kenti, buradan 13 km uzaklıkta Sütleğen yakınındaki Meryemlik’te Nisa antik kenti vardır. Burada da mezarlar, agora ve tiyatro kalıntıları izlenebilir. Kasaba yakınında da Kandyba antik kenti yer almıştır. Kaş’ın bir özelliği de bazı harabe yerlerine yaya olarak gidilmesidir. Örneğin Kaş’a 12 km uzaklıktaki Phellos’a yürüyerek güzel bir gezi yapılabilir. Phellos harabeleri Çukurbağ ve Pınarbaşı köylerinin hemen üzerindedir.

Kaş’a gelip Kekova’ya gitmemek mümkün değildir. Kaş’tan tekne ile gidildiği gibi karadan üç Üçağız’a gidilip kayıkla da gezilebilir. Bu dünya harikası yeri görüp batık şehre hayran olmamak elde değildir. Kaş’ın etrafında adı bilinen Istlada, Apollonia, İsinda, Kyaenai gibi antik kentler yanında ismi bilinmeyen birçok harabe yeri daha vardır. Bundan dolayı bir yol kenarında veya bir dağ yamacında eski eser kalıntıları görmek mümkündür. Örneğin Kaş’a 7 km uzaklıktaki Bayındır Köyü’nde antik bir kent bulunur. Yatların bağlanmasına çok uygun olan Bayındır Limanı üzerindeki yamaçta biri Lykia yazıtlı bir grup lahit bulunmaktadır. Burası çok küçük bir antik kent olmalıdır. Adının Sebeda olduğu ileri sürülür. Kaş’ın batısındaki yüksek arazide birkaç harabe yeri vardır. Seyret Yaylası üzerinde 760 m yükseklikteki üç tepeye yayılan, poligonal duvarlara sahip bir harabe görülür. Sidek Köyü yolunda poligonal duvarlı, gotik lahitli ve Lykia yazıtlı bir kaya mezarı bulunan diğer bir harabe yeri vardır. Hacıoğlan Köyü’nün yukarısında, bir tepe üzerinde, ırmağın kuzey yakasında bir kale ile üç Lykia mezarı dikkati çeker. Çardaklı Köyü’ne yakın bir yerde ismi bilinmeyen bir kent ile Bağlıca’nın yarım saat güneyinde, tepe üzerinde de bir kale bulunmaktadır. Tüse Köyü’nün yakınındaki alçak bir tepe üzerinde Tysse adında küçük yerleşme görülür. Yakınında Aladam denilen yerde üst bölümleri basamaklı bir mezar Lykia için ilginçtir. Merkezi Lykia’yı oluşturan Kaş çevresi tarihi ve doğasıyla bir harikadır.

 

Bu sayfanın hazırlanmasında İlhan AKŞİT’in “Işık Ülkesi LYKİA” kitabından yararlanılmıştır

devamını oku »

Olimpos (Olympos)

olympos_02
Antalya-Finike yolundan Olympos’a gitmek için Ulupınar’dan harabe levhasının olduğu yola sapmak gerekir. Dar fakat nefis güzellikteki yol bizi Olympos’un sahiline kadar indirir. Harabeye ulaşmak için çayı geçip geniş kumsalda biraz yürüdükten sonra Olympos’un içinden geçen çay kenarına ulaşılır. Çay’ın yanından giden patika yol bizi harabenin içine götürecektir.

Olympos Hellenistik Devir’de kurulmuştur. Varlığını M.Ö. II. yüzyılda bastırdığı Lykia birlik sikkelerinden anlıyoruz. M.Ö. 100’de birliğin önde gelen ve üç oy hakkına sahip altı şehrinden birisi olmuştur. M.Ö. I. yüzyılda Olympos’a korsanlar dadanmış, şehir korsanların yerleştiği bir yer haline gelmiştir. M.Ö. 78’de Roma komutanı Servilius Isaurieus Olympos’u korsanlardan temizleyerek şehri Roma topraklarına katmış, Roma dönemi sırasında hemen yakınındaki tabii gazların yandığı Çıralı’daki Demirci tanrı Hephaistos kültü ile büyük bir ün sahibi olmuştur.

M.Ö. II. yüzyılda bütün Lykia kentlerindeki onarım ve yardımlarından tanıdığımız Rhodiapolisli Opramoas’ın Olympos’a da yardım elini uzattığını ve birçok yapının onarımını ve yeniden yapımını sağladığını görüyoruz. Böylece bu yüzyıl Olympos’un en refah içinde olduğu yüzyıl olmuş, bundan sonraki III. yüzyılda yeniden korsanlar Olympos’a musallat olmuşlardır. Korsanların saldırıları zengin ve mamur şehri bir anda fakir düşürmüş ve önemini yitirmesine sebep olmuştur. Bundan sonra şehir önemsiz küçük bir kent olarak yaşamını sürdürmüştür.

Venedik, Ceneviz ve Rodos şövalyelerinin Akdeniz’de cirit attığı Orta Çağ’da şehir biraz hareketlenmiş ise de Osmanlıların deniz üstünlüğünü kurmalarından sonra iyice önemini kaybetmiş ve XV. yüzyılda terk edilmiştir.

Olympos, içinden geçtiği dereciğin iki yanına yayılmıştır. Kumsaldan da görülen ve mezarların üzerinde bulunan yüksek tepe Olympos’un akropolüdür. Üzerindeki yapı kalıntıları ise Orta Çağ’da bir kale şekline sokulan surlara aittir. Bu tepeden bakıldığında Venedik misali ırmağın güzel görüntüsünü seyredebilirsiniz. Irmak, kenarlarına yapılan poligonal teknikteki duvarlarla kanal haline sokulmuş, bugün de izlerini gördüğümüz köprü ile iki yaka birleştirilmiştir.

Nehrin karşı tarafında hemen kıyıda görülen pencereli yapı şehrin hamam kalıntılarıdır. Olympos’un bu kıyısına nehrin üzerindeki iri taşlara basarak geçilebilir. Burada çalılıklardan çok zor gezilebilen Olympos’un tiyatrosu bulunur. Tiyatronun tonozlu paradosları, orkestraya ve çevreye dağılmış süslü kapı ve niş parçaları burada tipik bir Roma Devri tiyatrosunun bulunduğunu gösterir. Tiyatro ile deniz arasında Bizans Çağı bazilikası ve suru ile nehrin kenarındaki hamam kalıntılarıdır. Tiyatronun tonozlu paradosları, orkestraya ve çevreye dağılmış süslü kapı ve niş parçaları burada tipik bir Roma Devri tiyatrosunun bulunduğunu gösterir. Tiyatro ile deniz arasında Bizans Çağı bazilikası ve suru ile nehrin kenarındaki hamam nefis bir başka yapı kalıntısı yer alır. Ortada oluşan geniş açıklıktan anlaşıldığına göre şehrin agorasının ve gymnasionunun burada olması gerekmektedir.

Olympos’a bir saatlik mesafedeki yanartaşın mitolojik öyküsü şöyledir:

Yunanistan’a bağlı Argos’ta, Bellerophontes adlı tanrısal güzellikte bir delikanlı yaşarmış. Uçan at Pegasos’a sahip olmayı çok istediğinden dağ bayır damadan günlerce Pegasos’un peşinden koşturmuş ama muvaffak olamamış. Birgün tanrılar rüyasında uçan ata nasıl sahip olabileceğini bildirmişler. O da tanrıların istediği şekilde atın su içtiği bir anda kendine verilen altın gemle ata sahip olmayı başarmıştır.

Ancak Bellerophontes birgün yanlışlıkla birisini öldürür. Bundan dolayı Argos’tan ayrılıp Tiryns kralı Proitos’un sarayına sığınır. Kraliçe bu yakışıklı gence çok geçmeden aşık olur. Onunla sevişmek ister. Fakat Bellerophontes konuk olduğu evin sahibine saygısızlık etmek istemez ve kraliçenin arzusunu geri çevirir. Kraliçe de kocasına yalan söyleyerek gencin kendisinin zorla koynuna girmek istediğini ileri sürerek ondan intikam almak ister. Kral öfkelenir ise de konuğunu öldürmek istemez ve onu öldürtmek için kayınbabası olan Lykia kralına bir mektupla birlikte gönderir.

Bellerophontes Lykia’ya ulaşır. Kral onu Xanthos nehri yakınında karşılar ve dokuz gün misafir eder. Dokuzuncu günde damadının gönderdiği mektubu alır ve öldürülmesi gerektiğini anlar. Ancak o da öldüremez ve Khimaira’nın öldürmesini ister. Böylece ondan kurtulmayı düşünmüştür. Khimaira önü arslan arkası yılan, ortası keçi olan ve ağzından alevler saçan garip bir yaratıktır. Bellerophontes tanrıların isteği ve kanatlı atı Pegasos sayesinde Khimaira’yı yere serer. Kral, Bellerophonhes’e daha birçok zor işler vermişse de o hepsinin hakkından gelmiştir.

Bunun üzerine kral onun tanrı soyundan geldiğine inanarak ona birçok armağanlar verir ve kızıyla evlendirir. Bellerophontes Poseidon soyundan gelmektedir. Bu evlilikten üç çocuğu olur, bunlardan kızı Laodameia, Zeus ile sevişir ve bu sevişmeden Sarpedon doğar. Sarpedon büyüyünce Lykia kralı olur. Troya savaşına katılır.

Ben ta uzaklardan geldim yardıma
Anaforlu Xanthos’tan geldim, uzak
Lykia’dan…..

diyerek savaşta geri kalanlara çıkışır ve birçok kahramanlık gösterdikten sonra Akhilleus’un silahlarıyla savaşan Patroklos tarafından öldürülür. Son nefesini verirken de vazifesini Glaukos’a devrederek ölür. Zeus oğlunun ölüsünü Lykia’ya götürmesi için Apollon’a emir verir.

İşte böylece yer altı yaratıklarından Typhon ile Ekhidna’nın birleşmesinden doğan Khimaira, bugün Çıralı ve Yanartaş denilen Olympos’tan görülen dağda yaşarmış. Belerophontes’in uçan atı Pegasos’a binerek öldürdüğü Khimaira son nefesini verirken bile ağzından alevler çıkıyormuş. Bugün tabii gazların kayalar arasından çıkıp yanması işte bu efsane ile birleştirilir.

Bu sayfanın hazırlanmasında İlhan AKŞİT’in “Işık Ülkesi LYKİA” kitabından yararlanılmıştır.

devamını oku »

Çıralı, Phaselis

PHASELİS
Antalya-Kumluca karayolunun 57.km.’sinden güneye dönüldüğünde yaklaşık 1 km. sonra Phaselis’e ulaşılır. Kent İ.Ö. VII. yüzyılda Rodoslular tarafından kurulmuştur. Uzun yıllar Likya’nın doğu kıyısının en önemli liman özelliğini korumuştur. Phaselis’in üç limanı vardır. Kuzey Limanı, Savaş Limanı veya Korunmuş Liman ve Güneş Limanı. Bunlardan en önemlisi güneydekidir. Kentin ortasında 20-24 metre genişliğinde muhteşem bir cadde vardır. Bu caddenin güney ucunda Hadrian Kapısı bulunur. Caddenin iki yanında gezinti yolları ve dükkanlar vardır. Bunların da yakınında Hamamlar, Agora ve Tiyatro gibi kamu yapıları bulunur. Bu yapıların tarihinin İ.Ö. I. ve II. yüzyıla kadar uzandığı ileri sürülmektedir. Kent merkezi ile 70 m. yükseklikteki plato üzerine kurulmuş olan yerleşim yeri arasında su kanalları vardır.

OLYMPOS VE ÇIRALI
Antalya’nın batısında Kemer ile Adrasan arasındadır. Antalya-Kumluca yolunda Phaselis’i geçtikten sonra Çıralı ve Olympos’a giden yolları gösteren iki işaret görülür. Her iki yolla da Olympos’a ulaşılır. Çıralı, Olympos antik kentinin yanındaki köyün adıdır. Olympos İ.Ö. II.yüzyılda kurulmuş bir liman kentidir. İ.S. XV.yüzyıla kadar varlığını korumuştur. Ünlü Bellerophontes efsanesi burada geçmiştir. Antik kent eşsiz güzellikteki bir vadinin iki yakasındadır. Vadi ve kentin denize ulaştığı yerde kumsal çok güzel bir plaj oluşturur. Olympos’dan yaya olarak bir saatte ulaşılabilen Çıralı ilginç bir doğa harikasıdır. Yerli halkın “Yanar” dedikleri bu dağda, doğal gaz sızıntısının oluşturduğu ve binlerce yıldır hiç sönmeden yanan alevler yükselir gökyüzüne. Buraya ilk kez gelenlerin Çıralı Köyü’nden bir rehberle birlikte Yanar’a gitmelerini öneririz.

devamını oku »